Atlas Arslan

Mabel Matiz ile Dağılıyorum Olaysız

 Mabel Matiz ile Dağılıyorum Olaysız
 

Sevgili Matizler;
Siz, kalbi karakolda olanları anlayanlarsınız.
Gençliği kara dantelli geçenleri tanıyanlar,
pencere önünde beklerken uyuyakalanların sessizliğini bilenler,
göğün nerede olduğunu soranlarla aynı göğe bakanlar.
Siz, aynasız da kendini görmeye çalışanlarsınız.
Bir damlalık yerde derya gibi davrananları sezebilenler,
kış kendi üstüne yağarken başkasının yazını sevebilenler.
Ve siz…
Aralı perdede, gökte şimal,
ne gecesi kalan ne sabahı olanlar,
olaysız dağılanlarsınız.

 

Bazı sanatçılar şarkı yazar, bazıları dönem anlatır. Bazıları ise bir kuşağın içinde olup da adını koyamadığı duygulara kelime verir. Mabel Matiz, Türkiye pop müziğinde tam da bu yere oturuyor. O yalnızca besteci değil; duyguların stenografı, kırılganlığın arşivcisi, kalbiyle konuşmayı unutmuş bir çağın dil işçisi.
 
Sevgili Matizler, Sevgili Mabel Sevenler;
Siz onu dinlerken bazen kaybettiğiniz yolları arıyor, bazen önünüzde duran yollara düşme cesareti buluyorsunuz. Çünkü Mabel Matiz’i anlamanın yolu, onun şarkılarını içeriden okumaktan geçiyor. Onun diskografisi, insanın kendine ve iç sesine doğru yürüyüşünün adım sesleri.
 
Önce hayata tutunmaya çalışan bir beden, sonra kıpırdanan arzu, ardından yön arayan irade, sonra açılan bir kalp, dile gelen bir hakikat ve en sonunda insanın kendine içeriden bakabilme hâli… Mabel Matiz’in müziği kronolojik değil, aşağıdan yukarı kurulan bir iç omurga gibi okunabilir.
 
Ve şimdi en sondan başlayalım. Çünkü bazen bir sanatçıyı anlamanın yolu, vardığı yerden geldiği yolu izlemektir.
 
2026 — Dağılıyorum Olaysız
 
Yolculuğun bugün vardığı yerde büyük gürültüler yok. Kopuşlar, yüksek sesli vedalar, dramatik sahneler yok. Dışarıdan bakıldığında her şey olağan görünüyor. Fakat içeride ince ayarlı bir çözülme var.
 
“Dağılıyorum Olaysız”, çağımızın ruh hâlini olağanüstü bir berraklıkla anlatıyor. Artık çoğumuz büyük kırılmalarla değil, küçük eksilmelerle yaşıyoruz. Kimse kapıyı çarpıp gitmiyor; ama herkes biraz yarım kalıyor, biraz yarım bırakıyor. Mesajlar cevapsız, ilişkiler adsız, duygular taslaksız…
 
Mabel’in kalemini burada kıymetli kılan şey, duyguyu doğrudan bağırmaması. Günümüzde birçok şarkı hissi slogan gibi söylerken, o atmosfer kuruyor: “Aralı pencere”, “gökte şimal”, “fikrim olmuş firar”, “sessizce deliriyorum…”
 
“Şimal”, kuzey demek. Soğukluk, mesafe, yön ve pusula… Tek kelimeyle hem uzaklığı hem kaybolmuşluğu hem de yön arayışını anlatıyor. Pop müziğin kelime dağarcığı daralırken, onun şarkılarında dil yeniden nefes alıyor. Eski bir sözcük geliyor, modern bir yaraya dokunuyor.
 
Burada insan artık dışarıyı suçlamıyor; içeride ne olduğunu görmeye başlıyor. Zihin dağılırken kendini izliyor. İşte olgun farkındalık bazen böyle başlıyor.
 
2023 — Fatih
 
Bundan önceki durakta ses yükseliyor. İnsan önce içinden geçeni anlar, sonra onu söyleme ihtiyacı duyar. Bu albüm tam da o eşikte duruyor.
 
Mabel’in en güçlü dönemlerinden biri. Kentli öfke, kişisel yara, toplumsal kırılma ve şiirsel cesaret aynı masada oturuyor. Şehir sertleşiyor. Sokak diliyle şiir yan yana geliyor. Aşk yalnız iki kişi arasındaki mesele olmaktan çıkıyor; sınıfın, kibrin, gücün ve hayat yorgunluğunun içine karışıyor.
 
“Fatih” hem semt adı gibi, hem fetih gibi, hem de insanın doğduğunda kulağına fısıldanan gerçek ismi gibi. Saklı duran kimliğin görünür oluşu… İnsan bazen kendi adına döndüğünde sesi de değişir.
 
“Halleniyorsun deryaya / yerin yok bi’ damlaya…”
 
“Aferin”, çağın büyüklük vehmiyle hesaplaşır. Kendini sonsuz sanan ama küçücük kalan insan tipine yazılmış bir taşlama gibidir.
 
“Düldül”, sabahın köründe yola düşenlerin, erkenden yorulanların, hayatı sırtında taşıyanların şarkısıdır.
 
“Kara Dantelli Gençliğimize” ise bir kuşağın yasını tutar. Gençlik burada parlak değil; zarif ama kararmış, estetik ama örselenmiş bir kumaş gibidir.
 
Bu albümde insan yalnız hissetmez; sesini bulur. İçte biriken söz, boğazdan geçip dünyaya çıkar.
 
2018 — Maya
 
Ses bulunmadan önce kalbin açılması gerekir. Bu albüm, o kapının aralandığı yer gibidir.
 
“Babamı Beklerken”, çocuklukta kapanmamış bir yaranın yıllar sonra bile nasıl içeride yaşadığını anlatır. Pencere önünde uyuyakalan çocuk büyümüştür ama gitmemiştir.
 
“Sarmaşık”, sevginin yalnız güzel değil, dolanıp sıkıştıran tarafını da kabul eder.
 
“Boyalı Da Saçların”, ayrılığın zihinde değil bedende kaldığını söyler. İnsan bazen birini unutsa da saçının kokusunu unutamaz.
 
“Dualar Değişir” ise bu albümün belki de en olgun cümlesidir. İnsan her zaman iyileşmez; bazen yalnız dileğini değiştirir, duasını yeniden kurar.
 
Burada göğüs kafesi gevşer. İnsan yarasını saklamak yerine göstermeyi öğrenir. Şefkat önce kendine doğru döner.
 
2015 — Gök Nerede
 
Burada irade devreye girer. İnsan yalnız ne hissettiğini değil, nereye gittiğini de sormaya başlar.
 
“Gök Nerede?” sorusu yalnız romantik bir soru değildir. Bu, yolunu kaybetmiş birinin başını kaldırıp yön sormasıdır. Üstünde kar, önünde dağ, içinde feryat varken bile insan göğü arar.
 
“Gel”, gidene değil, henüz gelmemiş olana çağrı gibidir. Hayatında olmayan bir aşka yer açmak cesaret ister.
 
“Atlar Yoruldu”, kişisel yorgunluğun toplumsal alana taşındığı parçadır. Meydanlar satılmış, çark dönmüş; ama koynunda hâlâ umut taşıyan biri vardır.
 
Bu dönemde insan artık yalnız yaralı değildir. Ayağa kalkmaya da niyetlidir.
 
2013 — Yaşım Çocuk
 
Daha aşağıda, bedenin su gibi aktığı yerde hareket başlar. Arzu, yaratıcılık, oyun, kimliğin kıvraklığı… Bu albümde dil bu yüzden daha deneysel, daha taşkın, daha cesurdur.
 
“Tamburu Yokuştan”da zihin dağınık odalarda dolaşır. “Alaimisema” normları kırar, düzenle alay eder. “Aldanıyor”, düş ile gerçeği çarpıştırır.
 
Albümün adı çocukluğu çağırsa da burada masum bir çocukluk yoktur; içeride bastırılmış canlılığın geri dönüşü vardır.
 
İnsan bazen iyileşmeye düşünerek değil, oynayarak başlar.
 
2011 — Mabel Matiz
 
En dipte, en temelde ise yalnızca var olma meselesi vardır. Dünyaya tutunmak, korkuyla yaşamak, kendine yer açmak… İlk albümün hamlığı ve dürüstlüğü biraz da buradan gelir.
 
“Ben matizim, dünya keder” sözü, daha yolun başında yükü hissetmiş birinin cümlesidir. Dünya ağırdır, insan hassastır. Aşk bile romantik bir hikâye değil; tutunma biçimidir.
 
Burada henüz göğe bakılmaz. Önce yere sağlam basmak gerekir. İnsan önce köklenir, sonra büyür.
 
Mabel Matiz’in Alemet-i Farikası
 
Onun şarkıları, hızın hüküm sürdüğü bir çağda kelimeye yeniden emek veren işlerdir. Duyguların hazır kalıplarla anlatıldığı bir dönemde, her hissin kendine ait bir dil istediğini hatırlatır. Eski sözcükleri bugünün acısına değdirir, halk dilini şiirle yan yana getirir, kişisel yarayı toplumsal hafızaya bağlar.
 
Onun şarkılarında kimi zaman yara konuşur, kimi zaman çocukluk, kimi zaman arzu, kimi zaman cesaret. Biz dinleyenler ise her seferinde kendimizde başka bir katmanla karşılaşırız. Her albüm biraz hatırlama, biraz iyileşme, biraz tekâmül gibidir.
 
Ve en sonunda yine o soru:
 
“Yağ da devir şu dağlarımı / görelim gök nerede.”
 
İçimizdeki dağlar yerinden oynadığında, insan önce yere daha sağlam basar, sonra hareket eder, yönünü bulur, kalbini açar, sesini çıkarır ve nihayet kendine içeriden bakmayı öğrenir.
 
Sonra da biraz kendine döner…
ve usulca, olaysız dağılır.

Tüm Hakları Saklıdır: 2018
Web Tasarım